Toprağın eli nasıl öpülürdü ki?
babasız nasıl kalınırdı ki?
düşünmediğin yerde yakalanıyorsun tufanın kızgın kumlarına. hakikati sancılı bir şekilde anlatıyor hayat dediğimiz bu düş kuyusu..nefesini duyamadığım ilk babalar günü..
ve ben, uzun yollara çıkıyorum şimdi seninle ve sensiz..yönümü, nereye gittiğimi sorma, inan ben de bilmiyorum...avuntusuz bir hasat mevsimi, zamansız eflatun bir yarasın ama yolculuğum da bunu biliyorum..
cana musallat bir toprak büyütüyor bizi, suluyor köklerimizi, gözümüz gibi bakıyoruz, içimize baktığını unutarak..özenle bellediğin yerlerdesin, tohumsun, serpilecek dalların sessizce taa bize, bizse burada darası alınmamış acının ağırlığıyla, uzanacağız uyanmak istemediğimiz kollarının şefkatine..
adın dilim de ulu bir alfabenin ilk harfleri, kadim bir ağıt bugün, gün, maya tutmayacak sızılı akranı yaşımın..ilk konuşu kederin dudak kıvrımıma, mıhlanıp kalası..farz kılınışı yüce gökten..
toprağın eli nasıl öpülür? öğretmedin, bak bunu da unutma olur mu şakağımda ki sızım..
yazgıma bulanan efkârın kumral abidesi! iğne oyalı can içre..toy gülüşlüm..eksilen yanım..
....
yama tutmayacak yaralı bir an'dır artık, baba!lar günü
...özlem/
haziran/on beş

Yorumlar
Yorum Gönder