Susuyoruz Usulca...


Kendimi dinlemiyorum uzun zamandır, bir sesim vardı evet! Duymuyorum şimdi, duyamıyorum.. Zaman içinde yükselip alçalan, çekişen ve çelişen, gülen kelimeleri süsleyen, merhametli, kimi öfkeli kimi şefkatli bi sesim vardı, burada ya da buralarda bi yerlerde, benimle mi hala bilmiyorum ama.. Yürüdüğüm sokaklar da fısıldıyor bazen, konuşuyor kaldırımlara, caddelere, yaya geçitlerine, insan yüzlerine sesleniyor yüzlere! Not düşüyor zihnim yazıyorum içime.. Tabelalarda ki yol işaretleri hep içe doğru, yasak diyor sola dönüş, soluksuz bırakır sağ virajlar.. kırılıyor içe doğru.. aksayan kelimeler yol boyu hep, aksanları kırık, yamalı dili..sorgusuz efkâr, teklifsiz yankı.. taşan söz ağrım, batan göz aşinam, fısıltılar eşliğinde konuşuyoruz..sus bohçam savrulan taşa, içe doğru hep bata bata, savruldukça susuyor, susuyorum, susuyoruz..dilimiz damağımız kuru, kupkuru bir yokluk, bir eksiklik susuzluk...elimden kayıp gittikçe; yüreğimden düştükçe sevdiklerim, can ağrısı harlandıkça içte, içten, alevlendikçe içerden, susuzluk işgal ediyor, hüküm sürüyor kuraklık beden de, dil de ve dahi dimağım da. Üstelemiyorum, farkındayım kızıl bi karanfil kan kırmızısı bi yangın bu, yargılamıyorum, boyun eğiyorum yangının infaz celbine...boynumuz kıldan ince deyip susuyoruz, susuyorum, susuyor işte....⚘

...özlem/

kasım/on iki

21:50


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mayıs güzellemesi

Evrim yahut Devrim✌️

Toprağın eli nasıl öpülürdü ki?

Nasılsın?

Kış Döngüsü

varla yok arası

Hayata Keyif Katmak 🖌~2

Lezzet Durakları 1🍜

Zamansal Algılar