Ahh bahar..

 

Ahh bahar! Kutsal bir devinimle yankılanıyorsun..

 Tereddütsüz bir ahenkle esiveren rüzgar zamanla yarışıyor bu ara, savuruyor kaygısızlığın uysal eteklerini. Biliyorum, bahar öyle sakince sunmayacak elbet inceliğini, rengarenk giyinipte salınmayacak ansızın; imrendiğimiz o zarif endamıyla karşımız da. Esecek gürleyecek gökyüzü, titretecek, üşütecek, ürpertecek belki. Köklerin sağlamlığını sınayacak, 'onar' diyecek dayanamam diyenleri, uyaracak tutunmaya mecali kalmayanları, kırılma ihtimalli eşikleri zorlayacak. İnce ince dokunan o zerafet belleğe işlenirken; doğa, varolmanın zorlu sınavlara karşı dayanıklılık gerektirdiğini anımsatacak.

 Mevsim yenilenmeye, arınmaya, soğuyan tonları terk edip göz alıcı renklere bürünmeye muktedir. Toprak gerinerek uyanacak derin uykusundan. Yürüyecek su görünmeden kimselere, usul usul. Kökler suya kavuşmanın coşkusuyla yeşil urbalar giyinecek ağaçlar, kırmızı, mor, pembe gülümseyecek doğa, göğün ve denizin mavisiyle buluşacak.

 Yürümeyi, mevsim gözetmeksizin seviyorum, değişimlerin sessiz tanığı olmak hali bu sanırım. Kasım'dan Mart'a ayına kadar asiliğiyle başına buyruk esip, hoyrat davranan hava; silindir gibi ezip geçer belki tüm geçmişi, fakat hızı yavaşlatmanın, insanın iç sesini dinlemesinin arabulucusudur aslında kış. Bu aylar da, şehrin az sayıda kalan oksiĵen kaynağı korular da ya da denize nazır sahilleri adımlarken, kendimden kendime konuşmalar büyütüp sessizlikler çoğaltıyorum, azalan kalabalıklar içinde -azalıyor evet, soğuk ve serin havalarla pek arası yok yurdum insanının ne yazık ki-. Vitesi boşa alır gibi akıp gidiyor yanı başımdan zaman ve akarken durmaksızın birşeyleri yıkıp yeniliyor kurnaz bir sinsilikle. Sonra bir bakıyorum; o çetin mücadelenin izlerini ansızın silip süpürüyor, ustalıkla yakıp parıldıyor güneş arsızca tepemde. Soyunuyor kasvet, soyunuyor efsuni karanlık, muştular fısıldıyor çalıkuşları, serçeler. Sahil boyu şahlanan kısacık ömürlü erguvanlar. Bu cümbüş içinde erteleniyor kaygı, endişe, tetik düşürüyor bünyede ki telaşlı çalkantı. Işık hükmünü, ilk kararsız insan yüzlerinde kuruyor. Kış boyu yürürken rastladığım öne eğilmiş o müzmin, kederli bakışlar doğruluyor yavaş yavaş, ileri ve sonra unutulan göğe doğru. Hareketsizliğin ölgün kolları, sarıldığı bedenlerden hızla çözülürken, ıssızlık bilinci de zihnin raflarına itinayla yerleştiriliyor.

 Erteleniyor umutsuzluk, zincir kırıyor kilit altında tutulan yalnızlık. Kozasını yırtan kelebeklerde özgürlüğe uçmak için heyecanla çırpınırken, aynı hızla kanatlarında taşıdıkları sevgi ve aşk tohumlarını serpiştiriyor insanlığın üstüne. Uyanıyor beton kabuklu duvarlar, uyanıyor; tıpkı toprak gibi, doğa gibi o yumak yumak sarılmış tin. Ve biz; kent insanları, yaşamın olağanca ağırlığına rağmen kaygı ve kavganın tam ortasında mağrur duruşumuzla, nisan yağmurlarının kuşatmasını bekliyoruz.

 Alın gardınızı, kuşanın zırhınızı Damarlarımızdan hücrelerimize ilerleyip, akın akın ruha karışacak bahar sarhoşluğunun istilası yakın..

...özlem/

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Susuyoruz Usulca...

Mayıs güzellemesi

Evrim yahut Devrim✌️

Toprağın eli nasıl öpülürdü ki?

Nasılsın?

Kış Döngüsü

varla yok arası

Hayata Keyif Katmak 🖌~2

Lezzet Durakları 1🍜

Zamansal Algılar